Beni Koruyun!

Beni Koruyun

Şubat 26, 2009

yaşam ve ölüm ve su


bundan yıllar önce ölümü ve yaşamı tattım...
ağustostu... sıcaktı...
çevremdekilerin tatil diye adlandırdığı şey beni bur bur bunaltıyordu... ısparta'da eğirdir gölü kıyısındaydım. ani bir kararla uzandığım yerden kalktım, göle girdim, suya sırt üstü uzandım ve gözlerimi kapattım. ölmüştüm... suyun masalı kulağıma çalındı, benden önce ölenler anlatıyordu, benim gibi ölenler... bilmediğim her şeyi öğrendim. anlamadığım her şeyi anladım. gülmediğim her şeye güldüm, ağlamadığım her şeye ağladım. balıkların yüzlerine dokundum, taşların kalplerini dinledim, kumların sevişmelerini izledim. sonra kendimi görmek istedim, gözlerimi açtım.
masmavi bir gökyüzünün altındaydım. öbek öbek bulutlar örtmüştü üstümü. ölüydüm, üşümezdim ki... bulutları elimle öteledim, biraz kırgın dağıldılar. onlar açılınca dağlar çıktı karşıma. kızlarını koruyan sert babalar gibi dimdik ve belli belirsiz şefkatli, bıyık altından sevecen... ve onların arasından kuşlar, geniş kanatlarıyla bakışlarımı dağlara ulaştıran ara bulucular, anneler gibi...
ölüp ölmediğimi anlamak istiyordum artık. bir işaret gerekti bana, küçücük bir işaret... bekledim, bekledim, bekledim... ve bekledim. beklemekten sıkıldım. kendi başımın çaresine bakmalıydım. yavaşça başımı sudan çıkardım. bütün sesler değişti, bütün gördüklerim bulandı. anladım, asıl şimdi ölmüştüm...

* fotoğraf: milas - ören sahili, dingin zamanlar.

2 yorum:

Journey to Orient dedi ki...

vardır böyle zamanlar, insanın içine düşmekle iyi mi yaptığı yoksa kötü mü yaptığı bilinmeyen... sanki her sırrın aslına ermişsin ve sonra da her asıl sır olmuş gibi hissedersin. tuhaf, alacakaranlık zamanlar :)

a.b. dedi ki...

karanlık hem korkunçtur hem de seni saklar ya hani, bu da onun gibi bi şey sanırım. huzurun nerede ortaya çıkacağı hiç belli olmuyor...