Beni Koruyun!

Beni Koruyun

Nisan 17, 2008

zaman akar


Sırtını çınara verip oturdu. Oturduğu yerden uzaklaştı, taşlı çakıllı kumlu tuzlu yollardan karşıdaki adaya vardı. Yorulmuştu, sırtını verecek bir çınar aradı, yoktu. Sırtını kendine verdi. Rüzgarla gelen ritme uydu, salındı. Salındı. Salındı. Yer ayaklarının dibinden ikiye ayrıldı. Önündeki derin yarığa baktı. Baktı. Baktı. Salına salına yarığa daldı. Uzun upuzun, ıssız, karanlık yarıkta yol aldı. Ses aradı, yarasaların kanat çırpışlarını duydu. Demek ki geceydi. Başını kaldırıp yıldız aradı. Zifiri karanlık ülkesinde bir yıldız uyandı. Bir yıldız da dudağının ucunda yandı, etraf dumana boğuldu. Bir nefes, bir nefes daha. Sonra tuttu, göğe sıçradı. İlk yanan yıldıza değdiğinde ayakları yoktu. Döndü aşağıya baktı, ayakları sırtını verdiği çınarın dibindeki sıcak kumlara gömülmüştü.

Saat çaldı, uyandı. Yine derin bir sessizlik. Hani kalp atışının yankısını duyabileceğin cinsten, yalnız yapayalnız bir sessizlik. Gözlerini tavana dikti, yine aynı işlemeler. On yıldır evin sessizliğinde(n) gitgide silinen işlemeler... Dayanamadı, kalktı. Zaten pencereye gerdiği naylondan giren rüzgar da sessizliği bozmuştu. Bir süre içinde esen rüzgarla dışarıda esen rüzgarı yarıştırdı. İçinin rüzgarı bir boy önde girdi son yüz metreye, bir kulaç bir kulaç daha ve foto finişe gelindiğinde artık giyinmişti. Kazağının üzerine bugünün sözünü yapıştırdı: “ Zaman akar!”.

Bugün gideceği yere burnu karar versin istedi. Kapadı gözlerini, havayı kokladı. Yerde yatmaktan burnu kurumuştu, nefes alırken hışır hışır sesler geldi. Bu kadarcık hışırtı yüzünden gidecek yer bulamayan burnuna kızdı, onu iki parmağıyla cezalandırdı. Nispet olsun diye kulaklarına tam yetki verdi. Yetkiyi kapan kulaklar vakit kaybetmeden dimdik dikildiler. Hmmmm? Mmmm? Iıııııı? Kakofoni! Büyük çoğunluğunu polifonik melodilerin oluşturduğu metalik bir kakofoni. Daha yukarıya dikildi kulaklar kakofoniden sıyrılmak için. Kadın içinden “Biraz sonra” diyordu, “Biraz sonra gidecek bir yer bulacağım.”. dikildikleri daha yukarıdan da bir sonuca ulaşamadı kulaklar. Kulaklarına kızdı bu kez, hataydı zaten onlara tam yetki vermesi. Çalar saati duyan da onlar değil miydi? Günün ilk hareket yönünü belirlemişlerdi zaten. Çifte standarttan uzak kalmayı kendine prensip edinmişken, bir anlık burun kızgınlığıyla ne duruma düşmüştü! Burnunu kısa bir süreliğine azat etti, gitti yatağı olan gazete yığınından birkaç parça kopardı, topak yapıp kulaklarına burnuna tıktı. Bu kez tüm ve tam yetki gözlerindeydi. Boynu ince uzun bir periskop gibi yükseldi, gözler sanki burası ezbere bildikleri yer değilmiş gibi merakla etrafı taradılar. Mutfaktan naylonlu pencereye geçtiklerinde saat tepiniyordu. Zaman dolmuştu, kadın kulaklarını burnunu açtı, gözlerini yumdu. Kendini gazete yığınının üzerine bıraktı.

Kırmızı terlikleri, hep kıskandığı o kızın ayağındaydı. Şaşırdı. Elini uzattı, terliklerini geri alacaktı. Ama terlikler o elini uzattıkça küçüldü, küçüldü, minicik kaldı. Ellerine baktı, onları yüzüne yaklaştırdı. O yaklaştırdıkça elleri büyüdü, büyüdü kocaman oldu. Minicik terliklerini kocaman ellerine aldı. Kıskandığı kız korkup ağlamaya başladı. Sonunda onu ağlattığına sevindi. Terlikleri avucunun içinde güvenle tuttu, sıktı. Bir çıtırtı duydu, korkuyla açtı avucunu. Terlikler un ufak olmuş üzerine yağıyordu.

Saat çaldı, uyandı. Tavandaki işlemeler un ufak olmuş üzerine yağıyordu. Kar gibi. Bir süre seyretti. Sonra yavaşça doğrulmaya yeltendi. İşlemelerin tozları arasından göğsündeki harfler seçiliyordu. Ellerini üzerlerinde gezdirdi. Harfler eline sığmıyordu, zaman akmıştı.

(2007ağustos,gümüşlük-milas).a.b.

1 yorum:

kızım nerde dedi ki...

teşekkür ettim :)