Beni Koruyun!

Beni Koruyun

Nisan 17, 2008

eksik öykü

Kış değildi. Kar yağıyordu. Bu beklenmedik duruma/olaya şahit olmak isteyen cam güzellerinin şaşkın bakışları arasından sıyrılıp, üzeri bembeyaz olmuş konteynıra yaklaştı. Tedirgin ya da ürkek değildi. Kararlıydı. Keskindi. Parmakları kesik üç eldivenin ısıtamadığı ellerinin arasından ufaklığı konteynıra bıraktı. Kar durdu. Unuttu...

İçerisi karanlık ve kalabalıktı. Hırıltılı nefes alış verişler, buz kütlelerinden farksız bedenler ve ışımayan gözler. Bir süre sessiz kalmayı denedi, ortama alışmayı, buz kütleleriyle nefes almayı... Üşüdü, ellerini ağzına yaklaştırıp nefesiyle ısıtmak istedi, hırıltılı bir ses “Öyle olmaz!” diye uyardı. Söze dökmemişti, yalnızca zihnine düşürmüştü oysa. Sesi dinledi, vazgeçti. Derin, sıkıntılı nefeslerle zaman geçirmeyi denedi. Zaman...

- Dışarı çıkabilir miyim?

- Şimdi olmaz. Biraz sonra.

- Yani ne zaman?

- Dedim ya, biraz sonra....

Ve gün biterdi. Tuhaf kavram. Bir - az sonra. Yani? Yanisi yoktu. Gayet açıktı, ama ne zamandı? Dahası zaman neydi? Zaman kaçtı? Ölçmek için mi yoksa ölçülmek için mi keşfedildiğini düşürdü bu kez zihnine. “Çok konuşuyorsun!”diye uyardı ses. Uyarıyı alır almaz susturdu zihnini. Gülmeye başladı sonra, sinirlenirlerse kimliklerini açıklarlar diye umdu. “Kurnazlık yapma!” dedi ses. “Üşüyorum!” diye mırıldandı korkuyla.. “Yaklaş!” dedi ses. İyi de nereye? Nefesler çok yakınındaydı. “Başını sola doğru yatır!” Yatırdı. Bir buz kütlesi başının üzerine yaslandı. Ardından tuhaf bir sıcaklık buz kütlesinden başına ulaştı. Sesini çıkarmadan, zihnini konuşturmadan bekledi, bekledi, bekledi. Sonunda dayanamadı, sordu: “Öldüm mü ben?”

Su kaynadı. Bir süre fokurdayan suyu izledi, sonra uzandı demliği ocaktan aldı. Yanındaki pencereden dışarıya bir göz attı. Bu bir saat sürdü. Su soğudu.... Unuttu...

“Burada ölünmez!” dedi ses. İyi bari, en azından hala yaşıyordu. Peki neresiydi burası? Biraz ışık olsaydı da kendini neyin ısıttığını görebilseydi. “Niye buradayım?” diye sordu yavaşça. “Daha dışarı çıkma zamanın gelmedi çünkü!” diye yanıtladı ses. “Biraz sonra çıkarım o zaman.” dedi, güldüler. Gözbebeklerini yukarı çevirdi. Tam o sırada konteynırın kapağı açıldı....

Konteynırın kapağı açıldı. Hatırladı. Metrelerce uzaktan ve metrelerce yukarıdan gözleri endişeyle açıldı. Kapak açık kaldı, kapağı açan el uzaklaştı. Fazla ilerlemedi, durdu. Endişeyle açılan gözler pencereye iyice yaklaştı, soluğu camı buğuladı, kalbi ritmini artırdı. Kapağı açan el, başını konteynırdan içeri uzatıp baktı....

Bir çift göz kendilerine bakıyordu. Korkuyla nefeslerini tuttular. En üstteki buz kütlesi hariç hepsi gözlerini yumdu. Kapağı açan el en üsttekinin kafasını kavradı ve yukarı çekmeye başladı. Hepsi hızlı hızlı zihinlerinden konuştular, fazla direnmeyeceklerdi, o gidecekti. Elin sahibi diğer elinden yardım alarak en üsttekini dışarı çıkardı. Şaşkındılar...

Şaşkındı. Kızgındı. Bir gün bulunacaklarını biliyordu, ama bugüne hazırlamamıştı kendini, “bir gün” e hazırlamıştı. Korkuyla tülün arkasına gizlendi. Zihnindeki çapraz akıntılara “Dur!” diyebilmek istedi. Şu anda buna gücü yoktu, belki biraz sonra... Unuttu....

Üst üste giyilmiş iki bere, göz oyuğunun dibine kaçmış iki göz, çöp gibi bir boyun, altta kazak, üstte gömlek, çöp gibi bir çift bacak, birkaç numara büyük botlar... Çocuk! Belki bir zamanlar. (sahi ne zamanlardı?) Oyuktaki gözler, kendisini dışarı çıkaran ellerin sahibine dikildi. Sahip kekeledi, sonra büyüklendi, sonra öfkelendi, sesine ses istedi, kendi sesiyle yetindi.
kasım2007

Hiç yorum yok: