Beni Koruyun!

Beni Koruyun

Ekim 06, 2009

Yalanlar vs...


Yalan söylemek mühim mesele... Daha doğrusu yalan söyleyebilmek... Meziyet, büyük meziyet. Sıkıştın ve beynin o ceviz ceviz kıvrımları hemen bir yalancık doğurdu diyelim. O yalanı ne zaman, kime, ne amaçla ve hatta nasıl söylediğini, sen o yalanı söylerken buna kimlerin şahit olduğunu aklından hiç çıkarmaman lazım. Meziyet dediğim bu işte, akılda tutabilme. Balık hafızalıysan yandın, beyninin yalan üretme kapasitesini mümkün olduğunca küçültmen gerekiyor. Yok hafızama güveniyorum diyorsan, büyük konuşma derim. Yapılan araştırmalarda alzheimer'a yakalananların büyük çoğunluğunu yalancıların oluşturduğu sonucuna varılmış. Tamam, yalan söylüyorum, öyle bir araştırma yok ortada. Ama bu varsayımın gerçek olma ihtimali üzerine bir düşün derim. Çünkü herkes yalan söyler. Bir kere çok zevkli bir şey. Karşı tarafın anlayıp anlamayacağı üzerine kumar oynuyorsun adeta. Yakalanma pahasına riske giriyorsun. O kadarla kalmayıp hayatına yayılıyor bir de o risk, bak! Heyecana bak! Adrenalin tutkunları boşuna bancicamping yapıyor bence. Şöyle kalabalık bir topluluğa kallavi bir yalan söyleseler, bir ömür sürecek adrenalin garanti. Ölüm tehlikesiyse al sana ölüm tehlikesi. Düşünsene, çok üst düzey birini ya da karanlık işlere dalmış birini etkileyecek bir yalan söylediğini, bir yakalansan bitti, toprağın bol olsun, çok da iyi bir insandın ama işte mukadderat derler... Hayır bir de bağımlılık yapar bu zıkkım, kolay kolay da kurtulamazsın. Ben bir tane söylerim, bazen hiç sıkışmasam aklıma gelmez, ben öyle tiryaki değilim, keyif için söylüyorum kırk yılda bir durumu da yok. Beyin öyle bir alışır ki bu zıkkıma, işe yarım saat geç mi kaldın hop bir akrabanı öldürüverirsin. Sonra başın sağolsunlar, eve taziyeye gelmek isteyenlerden başını ayıklayabilirsen ayıkla. Üstelik o akraban artık iş arkadaşların için öldüğüne göre bir daha onu rahmetli diye anman gerektiğini, onu tanıma ihtimali olan aile bireylerini ve/veya arkadaşlarını onu öldü bilen iş arkadaşlarınla bir araya getirmemen gerektiğini, hatta ailece görüştüğünüz iş arkadaşlarınızın aile üyelerinizi araması ihtimaline karşılık hepsini haberdar etmen ve tabii bir miktar yerin dibine batman gerektiğini de aklından çıkarmaman gerekiyor. Hadi bunları da hallettin diyelim, hala usta bir yalancı olduğunu söyleyebilir misin? Hiç sanmıyorum. Ya söylediklerin gerçekse? Öyle ya, o yalanı söyleyince foyan ortaya çıkmasın diye söylediğin şekilde kazımıyor musun beynine? Yani beynin yalan haliyle hatırlıyor olanları? Yani beynine göre doğru olan aslında yalan. Karışık mı? Ama çok da zevkli değil mi? Yalanı mı yaşıyorsun gerçeği mi? Ayırt edebiliyor musun?

Ekim 05, 2009

Bir oyun - bir reklam...

HAKİKİ GALA 15-18-22-25 EKİM TARİHLERİNDE SAAT 20.30'DA OYUNCULAR TİYATRO KAHVE'DE.


OYUNCULAR TİYATRO KAHVE BEYOĞLU'NDA RUMELİ PASAJI'NDA.

BİLETLER MYBİLET'TE YA DA OYUNCULAR TİYATRO KAHVE GİŞESİNDE (0 212 245 13 14).

"Edibe Ayşen Kutlugilin eserinden hareketle..."

Yazan: Ayşe Bayramoğlu
Yöneten: Çetin Sarıkartal
Oyuncular: Ayşe Selen, Şehsuvar Aktaş
Tasarım: Zekiye Sarıkartal
Görsel İletişim Tasarımı: Behiç Alp Aytekin


"Müesser Hanım ve Lütfi Bey o güne dek birbirlerinin varlığından habersiz bu hoyrat dünyada apayrı, yoklukları bile hissedilmeyecek denli sıradan hayatlar sürmüş bu iki zat, bir Hıdrellez gecesi yine birbirlerinden habersiz, her zaman olduğu gibi gerçekleşememiş hayallerini düşünerek uykuya dalarlar. Kaderin cilvesi midir, bilinmez, apayrı uykuların derinliklerinde süzülen Müesser ve Lütfinin yolları tek ve ortak bir rüyada, hayatlarının galasında kesişir. Bir kere olsun ramp ışıklarına, sahneye çıkabilme bir kereliğine de olsa kendilerini gösterme şansını bulmuşlardır.
Gelin olmak isteyen yabancılar, emanet edilen kocalar, ucuza ya da pahalıya yapılan, ama hiç beğenilmeyen yemekler, var olmalar ya da yok olmalar, hem pop hem star hem ala hem turca olmalar, aşkı tadanlar, bir şarkı olmaya çalışan, çocuklukları hoyratça ellerinden alınmış çocuklar, kendini helâk ederek dans edenler, yeteneğine güvenenler, gözleri kör eden aşklar… Oyunun kahramanları Müesser Hanım ve Lütfi Beye bir kereliğine de olsa sahneye çıkma ve kendilerini gösterme şansı verilmiştir. Ancak ömürlerini onca zaman boyunca birbirlerinden habersiz geçirmiş Müesser ve Lütfi için ortak bir sahne dili tutturmak, anlaşmak zorlu bir serüvenden geçmelerini gerektirecektir. Defalarca baştan almaları gerekir, defalarca tökezlerler; ama hayallerinden asla ve asla vazgeçmeyeceklerdir.
Yönetmenliğini Çetin Sarıkartal'ın yaptığı oyunun metni Ayşe Bayramoğlu'na, sahne tasarımı Zekiye Sarıkartal'a, görsel iletişim tasarımı ise Behiç Alp Aytekin'e ait tek perdelik bir komedi olan oyunda Ayşe Selen ve Şehsuvar Aktaş oynuyorlar."