Beni Koruyun!

Beni Koruyun

Ocak 27, 2009

bu notun ıssız adam'la hiç alakası yok

bağırmadan, boğazını yırtmadan, ajitasyon yapmadan, ağlatmaya çalışmadan, inceden inceden, acıta acıta, durdura durdura, anlata anlata ne güzel şarkı söyler bu kadın... en güzel bu kadın şarkı söyler...

ve onun şarkılarının keşfedilmesinin ıssız adam'la hiçbir alakası yoktur!

ve onun oyunculuğunun keşfedilmesinin avrupa yakası'yla hiçbir alakası yoktur!




Ocak 23, 2009

vapurun kıçı ve kırmızı rujun görünmezlik kırıcı etkisi

  • vapurun kıçı

en soğuk havada bile soğuk değildir vapurun kıçı, seni içine alır, ısıtır. kuytudur vapurun kıçı. en güzel manzara ondadır. bakmaya doyamazsın. kendine has bir müzik anlayışı vardır vapurun kıçının. kulağında, ruhunda ne çalarsa çalsın o içine vahşi çığlıklar katar. suludur vapurun kıçı, adamın başını döndürür. suç işlemeye teşvik eder, suç işletir, suç işleme arzusuyla yakar kavurur. 3 dakikalık suç için 62 tl ödetir vapurun kıçı. ama olsundur, kuytudur, sıcaktır, güzeldir, candır. önüne sunduğu koca bir şehir vardır, bakar bakar kararırsın. çünkü şehir günden güne kararmaktadır.




  • kırmızı rujun görünmezlik kırıcı etkisi
görünmez kadın bunca yılın alışkanlığından vazgeçip dudaklarına renk verince başına gelenlere inanamadı. artık görünüyordu, herkes ve hatta her şey tarafından. bakışlarda 'vay anam!'lar, 'öf'yavrum'lar okudu, ürktü. hiç alışık değildi. ruju silmeye karar verdi. sokaktaydı, hay aksi mendili yoktu. nereden kaldıysa aklında kalmıştı rujun yenebileceği, yalamaya başladı dudaklarını. eyvah! daha da görünürdü artık.bakışlardan ateş çıkıyordu ama nasıl oluyorsa atılan laflar yumuşamıştı: 'öperim' , 'vay, kiraz dudaklım!' bunun böyle olmayacağını anladı, o sırada kurtarıcı bir velet yanına yaklaştı. 'ablam güzel ablam, siftah yapmadım ablam, bi mendil al ablam!' çocuğun boynuna sarılıp öptü, 50 kuruş verip bi paket mendil aldı, hemen içinden bi tane çıkarıp dudaklarını silmeye başladı. çocuk şaşkındı, 'abla naaptın ya?' diye bağırdı. kadının elinden mendil paketiyle kırmızıya bulanmış mendili kaptı. 'sıçtın içine gül gibi dudaklarının ya!' kadın şaşırdı, çocuk söylene söylene uzaklaştı, 'sileceksen niye sürüyosun be?'. kadın öylece kalakaldı sokak ortasında, onu kimse fark etmedi. yeniden görünmez olmuştu.

* LUXUS grubunun Acayip Şeyler şarkısı eşliğinde okuyunuz.

Ocak 20, 2009

hop ki üç dört!

bi ara oyunculuğa heves etmiştim, uzunca bi süre de öyle heveskar çabaladım (heves konusunda itiraz hakkınız yoktur sayın tanıdıklar). ilk o zaman fark etmiştim bu sarhoşluk durumunu. içmeden (kuru ya da sıvı fark etmez), hiçbir şeysiz yani, apaydınlık bir kafayla sarhoş olabiliyorum. dünyanın en güzel hissi. uzun uzun ve ağır ağır içmişim gibi ince ince akıyor damarlarımda bu his, ne iç sıkıntım kalıyor ne hüznüm ne gerginliğim. ağzım kulaklarımda, gözlerimde çoktandır unuttuğum o parlaklık, sanırsın dünyanın en dertsiz insanıyım! bi de bu hissi uzun süre yaşamanın yöntemini de keşfettim, oyunculuk hevesim sağ olsun. atıyorum kendimi o hissin içine, dünya umurumda değil. kapatıyorum gerçekliğin kapılarını, kafamı dinliyorum. istediğim kadar sarhoşum, istediğim kadar gamsız, istediğim kadar mutlu! ama tabii bi yerde kesmem gerekiyor, iş güç hayat memat aile vs... sarhoş olabiliyorum, sarhoş kalabiliyorum da sarhoşluğumu dondurup canım istediğinde işler hale getiremiyorum bi türlü....

Ocak 19, 2009

'tipik türk kadını işte' dedikleri

sessiz, hep bekleyen -onay bekleyen, takdir bekleyen, görülmeyi bekleyen, bulunmayı bekleyen, sırasını bekleyen, sevilmeyi bekleyen, beyaz atlı prensini bekleyen, evlenmeyi bekleyen, çocuk bekleyen, evini bekleyen, kocasını bekleyen, bekleyen, bekleyen, bekleyen...- , çekinen, utanan, sıkılan, korkan, kaçan, isteyen herkese vermeyen, istemeyen, bilmeyen, görevleri olan, duyguları olan, şefkati olan, hep anne gibi olan, kendine bakmayan, hele evlenince .öt göbek salan, hep yemek kokan, saçlarını en çok sarıya ya da kızıla boyatmayı seven -yakışsa da yakışmasa da boyatan-, aşkı filmlerdeki gibi bi şey sanan, sürekli dırdır eden, sürekli kafaya kakan, dayağı sevmenin bi çeşidi sanan, kıskanmayan adama adam demeyen, kıskananı maço deyip bağrına basan.......

otobüste iki adam -ya da adam görünümünde iki tıfıl- başlarına dikilen -yer istiyor tabii- bi teyzeden hareketle serbest çağrışım yaptılar. tipik türk kadını üzerine atıp tuttular. yumuşak başladılar, .okunu çıkardılar. bu tarif ettikleri 'tipik türk kadını işte abi' hangi devirde yaşıyor bilmiyorum, bu devirde yaşayan 'tipik türk kadını'yla ortak noktaları yok mu? var tabii. ama bu tıfıllar pek bi uzaktan bakıyorlar sanırım hayata ve hayatlarındaki 'tipik türk kadın'larına. anneler bile değişiyor, kafanı çevir de bi alıcı gözle bak!

Ocak 05, 2009

insanlar birbirine ne zaman yaklaşır?

fırtınalı havalarda rüzgar insanları birbirine iter, o özel alan falan hikaye olur, dip dibe iç içe yürümek zorunda kalırsın.
otobüse ilk duraktan binemezsen herkesin ten ve ter kokusunu, hatta sabah kahvaltıda ne yediğini, hangi müziği sevdiğini, ciğerlerinin sağlam olup olmadığını ve tabii ellerinin başka vücutlarda gezebilme cüretini öğrenirsin.
yine fırtınalı havalarda ama bu kez vapurdaysan, ama hep birlikte gayet suratsız ve şehirli insanlar olarak gazete, kitap gibi entel alışkanlıklarında kulaç atıyorsan ve bu şehirli dinginliğin içinde birden vapur gıcırtılar eşliğinde sağa sola yatmaya başlarsa önce karşında kim oturduğunu fark edersin. sonra sırasıyla bütün vapur yolcularıyla göz göze gelip sessizce birbirinize cesaret verirsiniz bir şey olmayacağına dair. küçük, tedirgin tebessümler yollarsınız.
biri ölür, ölüyü tanırsın ama öleni tanıyan herkesi nereden tanıyacaksın? işte onları da cenazede tanırsın. taziyenin verdiği gerginliği de sosyalleşerek atarsın.
kavga çıkar, ya meraktan ya duyarlılıktan yaklaşıverirsin. senin gibiler vardır orada da, kavgaya müdahale edenlerle bi güzel yorum yaparsın, kim haklı kim haksız diye. bi bakmışsın yeni bi kavga başlamış bu kez senin tarafta.
biri evlenir, onu tanırsın da yine bütün akrabaları tanımazsın. hele bir de düğünse limonataya da votkayı kattıysan belki oradan nişanlanıp çıkarsın. belli de olmaz!
bi de gecenin karanlığında yalnız yürüyorsan, önünde de senin gibi tedirgin yürüyen biri varsa aradaki mesafeyi azıcık kısaltırsın, tanışmazsın, seslenmezsin ama birbirinize dayanak olursunuz, ikiniz de bilirsiniz. bi de mesela öndeki senden önce evine vardıysa dönüp sana gülümser belki ya da belki evine davet eder. o da belli olmaz hiç.
otobüs durağındasındır, deli gibi de yağmur yağıyordur. kim ıslanmak ister ki? herkes o minicik durağa sığışmaya çalışır, nefes bile alamazsın ama bi yandan da kurusundur ve sıcaktır orası. güzeldir. insan güzeldir. insana yaklaşmak da güzeldir. romantik oldu sanki, biraz?

Ocak 02, 2009

bedenin ezberi var...

işten çıkarsın, önce vapura binersin. yorgunsundur, göz kapakların gittikçe ağırlaşır. elindeki kitap da çok sürükleyicidir ama uyku daha mı çekicidir ne, kapayıverirsin gözlerini. sanırsın ki uzun uzun uyuyacaksın, öyle korunmasız bırakırsın kendini uykuya. başın birinin omzuna mı değiyor, uykunda sıçrayıp konuşuyor musun, sırıtıp sızlanıyor musun, düşünmezsin. hava da bozuksa tatlı tatlı sallar vapur, mışıl mışıl uyursun. ama 20 dakika sonra vapur karşı kıyıya yanaşır, uyanmak zorundasındır. beden de nereden nasıl öğrendiyse öğrenmiştir işte 20 dakikanın bitiş anını, birden açarsın gözlerini. ezbere bildiğin düzenin içinde yürürsün vapurun çıkışına, oradan iskeleye, hiç demezsin mesela 'ulan şuradan atlasam suya da bi yüzsem!' diye, tıpış tıpış otobüsüne doğru gidersin. uyku da peşinden gelir. oturabilmek için dua eder, kuyruktaki insanlara caydırıcı bakışlar fırlatırsın 'bakın ben sizden daha çok yorgunum, genç olabilirim ama yorgunum, yor-gu-num!'. şans eseri oturursun hem de cam kenarına, başını yaslarsın soğuk cama, senden önce orada uyumuşların kafa izlerine kendininkini katarsın, yeni bir uyku başlar, yine savunmasız yine deliksiz yine mışıl mışıl. rüya bile görürsün, rüyanda -ilginçtir- gittiğini görürsün, bilmediğin bir yere. elinde bavulun bile yoktur, kentli kafan 'e ben ne giyeceğim ama?' diye düşünür, bıkmış kafan 'ne kadar hızlı yürüyorum, hem de yorulmadan' diye düşünür. önüne çıkan sapakta o piti piti yaparsın, gözünü kapar kendi etrafında hızla dönersin, ne tarafa düşersen o tarafa gidersin. yeni yerler, yeni insanlar, yeni yaşamlar... girer girer çıkarsın. mutlusundur, huzurlusundur, aldığın nefes yetiyordur, aldığın nefes doyuruyordur. mis gibi yaşıyorsundur ki bedenin nereden nasıl öğrendiyse otobüs yolculuğunun süresini de öğrenmiştir. şıp diye uyanır, düğmeye basar, kapı açılınca iner evine yollanırsın. önüne çıkan bütün sapaklarda bildiğine saparsın, elin sana sormadan anahtara gider. kapıyı açar içeri girersin, her şey bildik, her şey eski, her şey sıradandır. gidesin gelir, gider yatarsın. gidemezsin.