Beni Koruyun!

Beni Koruyun

Aralık 14, 2008

çoktan kazık çakmışı da var!

bi de çoktan kazık çakmışı var tabii. şöyle ki; efenim yine cam önü bi teyze. kendisini tanımam etmem, gecenin bi körü zihnime çöreklenmesiyle varlığından haberdar oldum. bu teyzem terk edilmiş, hem de çok fena: BİR NOTLA! evet, bi not. gazete kağıdının köşesine falan yazılmış hem de bu not, neredeyse göremeyecekmiş teyzem yani. ama aşıkmış, hem de uğrunda savaşıp evlenmişmiş adamla. adam boktan çıkmış o ayrı, aşkı bakiymiş teyzemin. o aşkını öldürmemek için -çünkü hayatla tek bağı o aşkmış, içindeki aşk da ölürse... aman evlerden ırak!- kilitlemiş, kaldırmış. terk edildiğini de silmiş kafasından, yokmuş öyle bi şey. her sabah kocası olacak o adama kravatını uzatarak koşmuş ama adam yokmuş. olsun demiş her sabah, yarın yetişirim. her sabah, her öğlen ve her akşam yani her allahın günü yani terk edildiği günden beri her allahın günü yani tam on yıldır her gün hep aynı şeyleri yapmış. evinden dışarı çıkmamış, ezbere bildiği sırayla yapmış işlerini, ezbere bildiği kapuskayı pişirmiş, çiçekleri her gün sulanmaktan çürümüş ama o sulamayı sürdürmüş, elbisesi her gün giyilmekten eprimiş ama o giymeyi sürdürmüş. cam önü teyzem hep beklemiş, akşam olmasını beklemiş, kocası olacak adamın gelmesini. beklerken hep koltukta sızmış, gecenin bi körü buz gibi uyanıp terk edildiğini hatırlamış ama hemen yatağına gidip unutmuş. her gün tozunu almaktan adamın fotoğrafı da görünmez olmuş. aşkı bitmesin diye fotoğrafı ezberlemiş kadın. kaşları kalem, gözleri ela, dudakları etli dolma sevdiğinin fotoğrafını aklına kazımış. gelmeyeceğini bile bile ama unuta unuta yaşamış.

bunca zaman düşünmüş de bunu bulmuş gibi!

şimdi mesela cam önü teyzesi bi insansın. oradan hayata karışıyosun ama hayatı sana karıştırmıyosun. bi derdin var, ölmekten korkuyosun. e ama ecel bu, gelip elbet bi gün çalacak kapını. n'apacaksın o zaman? oturup hep bunu düşünüyosun, başka da bi derdin yok. belli ki ununu elemiş eleğini asmışsın. e yaş da gani gani ermiş kemale. n'apacaksın bunu düşünmeyip zaten di mi? herkesin derdi o, dünyaya nası yaparım da kazığımı çakarım? sen de düşüne düşüne sonunda bulmuşsun bi şey. kafan da fena çalışmıyomuş hani. nası demişsin zeki müren öldü ama hala yaşıyo -İÇİMİZDEEE!- ben de öyle olurum. şarkı söyleyemem ama yemek yaparım, hem de ne yemekler, parmaklarını yersin! oturmuşsun; hiç adı sanı duyulmadık, daha önce de yapılmadık bi yemek yapmışsın. böyle karşında duruyo yemek servis tabağında. bitti mi? oldu mu? bu mudur dünyaya çaktığın kazık? yok, daha bu kazığın imal edileceği ağaçcık. n'apacağız o zaman, alacağız bu ağacı iyice ucunu sivriltip uygun bi kara parçasına saplayacağız kiiii herkes görsün, öğrensin, dillere pelesenk olsun, bizim cam önü teyzesi de ölümsüz olsun. bundan sonrası o kazık hammaddesi servis tabağının selebriti dünyasına yolculuğudur ki, anlatmaya ömür yetmez.
ama mesela bi ev kadını başka nasıl ölümsüz olabilir ki?